Çocuk ve Oyun

Oyun, insanlık tarihi kadar eskidir. Oyunla ilgili ilk kaynaklara Eski Mısır ve Yunan dönemlerinde rastlanmaktadır. İlk defa Eski Mısır dönemine ait duvar resimlerinde çeşitli oyun imgelerine rastlanmıştır. Oyunun tanımı, çeşitleri, materyalleri ve evreleri tarihsel süreçle beraber değişikliklere uğramıştır. Aynı zamanda yaşanılan toplumun kültürünün, coğrafyasının ve toplumsal olayların da oyunlara yansıdığı görülmektedir. Bu çıkarımlarda bulunmamıza yardımcı olan kaynaklardan biri de Pieter Bruegel’in Viyana Müzesi’nde bulunan “Çocuk Oyunları” tablosudur. Bu eserde eski zamanlardan beri oynanan, bugün de pek çok ülkede ve ülkemizde de oynanmaya devam eden seksenden fazla çocuk oyunu resmedilmiştir.

Oyunun geçmişten günümüze varlığını koruyarak ve gelişerek geldiğini, en eski oyun materyallerinden biri olan ip ve topun günümüzde de hala oyun aracı olarak kullanılmasından çıkarabiliriz. Gelişen teknoloji ile beraber oyunlar da bilgisayar ortamlarına taşınmıştır. Günümüzde sokakta sek sek oynayan çocuklara rastlayabildiğimiz gibi tablet ve telefon ortamından oyun oynayan çocuklara da rastlayabilmekteyiz. Buna dayanarak oyunun teknolojiye uyum sağlamakla birlikte gelenekselliğini de korumayı başardığını söyleyebiliriz. Tüm bu değişikliklerin içerisinde değişmeyen tek şey oyunun insan yaşamındaki yeridir. İnsanlık tarihinden bu yana oyun, en etkili ve en etkin öğrenme sürecidir.

 

  1. yüzyılın tanınmış eğitim felsefecisi olan Carlotta Lombroso, oyunun çocuğun hayatındaki yerini şu cümlelerle ifade etmektedir:

“Oyun, çocuk için bir iştir; çalışmanın yetişkin için olduğu gibi oyun da çocuk için ciddi ve önemlidir; oyun çocuğun gelişim araçlarından biridir ve nasıl bir ipek böceği sürekli olarak yaprak yeme gereksinimi duyuyorsa çocuk da oyun oynama gereksinimi duyar”. (Onur, 1999)

Bu cümleye bakıldığında oyunun çocukların hayatı için ne kadar önemli olduğu ve çocuklar için ne kadar doğal bir gereksinim olduğu vurgulanmaktadır.

Oyun, çocuğun en temel ihtiyaçlarından ve en temel haklarından bir tanesidir (Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi, 1959).

Çocuk gerçek hayatı oyun ile deneyimleyerek öğrenir. Çocuğun kendini en iyi şekilde ifade edebildiği dil de yine oyundur.

Freud, çocuğun duygusal gelişimi için oyunun önem arz ettiğini ve iki temel özelliği olduğunu ifade eder. Birincisi, oyunun çocuğun isteklerini doyurması, ikincisi ise travmatik durumun ya da olayın üzerinde hakimiyet kurmasını kolaylaştırmasıdır. Günümüzde oyunun ikinci özelliği yaygın olarak ‘oyun terapisi’ alanında kullanılmaktadır.

Oyun, çocuğun yaşayarak ve yaparak öğrenmesini sağlarken aynı zamanda çocuğun kaygılarını ve arzularını da dramatize etmesi için ortam hazırlar. Çocuğun duygularını ortaya çıkarmasını ve kendini daha iyi hissetmesini sağlar. Gerçekte karşılaşabileceği zor durumlar karşısında yapabileceklerini organize etmesine, problem çözme becerisinin gelişmesine katkıda bulunur. Oyun,nçocukların tüm gelişim alanlarının desteklenebileceği (sosyal-duygusal, fiziksel, zihinsel, dil, kişilik gelişimi vb.) eğlenerek ve içlerinden gelerek katıldıkları aktif bir öğrenme sürecidir.

Oyun, çocuklar için uyku ve beslenme kadar önemlidir. Sevgiden sonra gelen en önemli ruhsal besindir. Çocuk yaşamla ilgili deneyimlerini oyun aracılığı ile anlamlandırma fırsatı bulur. Sosyal rolleri, işbirliğini, toplumsal yaşam için gerekli kuralları oyun yoluyla öğrenir. Oyun, çocuğun gerçek hayatı deneyimlerken aynı zamanda hayal gücünü ve yaratıcılığını geliştirebileceği sınırsız imkanlar da sunar.

Oyun tek başına, grupla, kurallı ya da kuralsız olarak oynanabilir. Oyunun yeri, zamanı yoktur. Her yerde, her yaş grubundan insanla oynanabilir. Oyunun ekstra bir materyale de ihtiyacı yoktur. İstediğiniz her şey bir oyun aracına dönüşebilir. Örneğin; 0-2 yaş grubundaki bir bebek ellerini bir oyun aracı olarak kullanabilir, bu sayede duyularını keşfeder. Aynı zamanda 2-6 yaş arasındaki çocukların gelişim özelliklerine uygun çok sayıda parmak oyunu bulunmaktadır. Yine ‘-mış gibi’ oyunları da materyal kullanmadan taklit yoluyla oynanabilen oyunlardandır.

Oyun üretilebileceği gibi oyun materyalini de üretilebilir. Evde bulunan kullanmadığınız kumaşlar, atık materyaller, meyve ve sebzeler, düğmeler, kutular… Her şeyi oyun materyaline dönüştürebilmek mümkündür. Örneğin; çocuğunuza yatmadan önce okuyacağınız kitapta bulunan kahramanın resmini bir kağıda çizip, keserek maske haline getirebilir ve kitabı maskeyi kullanarak okuyabilirsiniz ya da aynı kağıda kartondan bir halka yapıp, yapıştırarak parmak kuklası haline getirdikten sonra kuklayı kullanarak kitabı okuyabilirsiniz. Bu sayede kitap etkisini çocuğa daha kısa sürede geçirecektir, süreç oyunlaştığı için çocuk keyifle öğrenecektir. Somut bir materyal kullanarak canlandırdığınız için çocuğun görerek, dokunarak, duyarak ve içinde bulunarak öğrenmesine fırsat vermiş olacaksınız. Bu da çocukta bilgilerin daha kalıcı hale gelmesini sağlayacaktır. Çocuklarla paylaştığınız herhangi bir süreci oyunlaştırdığınız takdirde amacınıza daha hızlı ulaşabilirsiniz. Özellikle değerler eğitimi ile ilgili kitapları okurken süreci oyunlaştırdığınızda çocuklar davranışı daha kısa sürede kavrayacaktır ve bu davranışı uygulamak için daha istekli hale gelecektir.

Oyun, öğretmenlere ve ebeveynlere çocukların gizli yeteneklerini, yatkınlıklarını, ilgilerini ve ihtiyaçlarını keşfetme imkanı sunar, çocukların gelişimi hakkında ipuçları verir. Bu sebeple oyun oynarken çocukları gözlemlemek ve oyunlarına katılmak önemlidir.

Oyunu sosyal yönden inceleyen Parten, sosyal evrelere ayırmıştır:

 

  1. Tek başına oyun evresi: Bu evrede çocuklar önce kendi uzuvlarıyla, birkaç aylık olduklarında da çevresindeki uyarıcılarla ilgilenmeye ve oynamaya başlarlar. Tek başına oyun evresinin bir sınırı olduğunu söylemek yanlış olur. Çocuklar istedikleri her yaşta tek başlarına oyun oynayabilirler.
  2. Oyunu izleme evresi: Bu evrede çocuklar oyuna katılmadan yalnızca oyunu izleyerek, oyun hakkında sorular sorarak sürece katılabilirler.
  3. Paralel oyun evresi: Bu evre 2-3-4 yaşlarını kapsayabilir, çocukların başka çocuk/çocuklar ile aynı ortamda, aynı materyalleri kullanarak ama birbirleri ile bağlantı kurmadan oyun oynayabilirler.
  4. Birlikte oyun evresi: Bu evrede çocuklar birlikte ve etkileşim halinde oyun oynarlar.
  5. İş birlikçi oyun evresi: Bu evre 7-12 yaşlarını kapsayabilir, çocuklar kurallı ve iş birliği içeren oyunlar oynayabilirler.

 

Oyunu zihinsel yönden inceleyen Piaget ise, oyunu yaşlara uygun evrelere ayırmıştır:

 

  1. Alıştırma ( Duyu-İşlevsel) Oyunları: 0-2 yaş arasındaki çocukları kapsar. Çocuklar bedenlerini kullanarak oyunlar oynarlar. Çevrelerindeki objeleri idare etmeyi ve yönetmeyi öğrendikleri evredir.
  2. Sembolik Oyunlar: 2-7 yaş arasındaki çocukları kapsar, -mış gibi oyunlarını, taklit oyunlarını oynarlar. Gerçekleştirmek istedikleri hayallerini oyunlaştırdıkları, yaratıcılıklarını kullandıkları, cansız nesnelere canlı gibi davranıp oyunlar oynadıkları evredir.
  3. Kurallı Oyunlar: 7-11 yaş arasındaki çocukları kapsar, daha kurallı daha mantıklı daha sosyalleşmeye ortam sağlayacak oyunların oynandığı evredir.

Bu evreler dikkate alınarak çocukların içerisinde bulundukları oyun evresine, yaş ve gelişimlerine uygun oyun ortamları sunulabilir, oyunlar planlanabilir ve uygulanabilir.

Oyunun çocukların hayatındaki yeri ve önemi dikkate alındığında ebeveyn ve öğretmenlere:

  •   Çocuklarla beraber bol bol oyun oynayacak zaman dilimleri yaratılmasını,
  •   Çocukların oyunlarına aktif katılım sağlanarak rol model olunmasını,
  •   Çocuğun kurduğu bir oyuna, onun kurallarına uygun bir şekilde eşlik edilmesini,
  •   Çeşitli geleneksel oyunların yetişkinler tarafından öğrenilerek çocuklara aktarılmasını ve çocuklarla birlikte oynanmasını,
  •   Çocukların oyun oynadıkları süreç sonlandırılacaksa, süreleri bitmeden en az 5 dakika önce çocuğa muhakkak oyun oynama süresinin 5 dakika sonra biteceğinin hatırlatıldıktan sonra sürecin sonlandırılmasını,
  •   Teknolojik aletlerle oynanan oyun sürelerinin net bir şekilde çocukla beraber belirlenilmesini ve sürenin bitmesine yakın çocuğa hatırlatma        yapılarak sürecin sonlandırılmasını (Çocuk tarafından talep edildiği taktirde)
  •   Yaratıcı oyun ortamları düzenleyerek, sözel olarak oyuna rehberlik edip önerilerde bulunulmasını,
  •   Oynanacak oyunların çocukların gelişim düzeyleri, yaşları, ilgileri, ihtiyaçları ve merakları dikkate alınarak seçilmesini,
  •   Okul öncesi eğitim kurumlarında da mutlaka serbest oyun saatlerine yer verilmelisini öneririm.

Etkinlik Önerisi:
Pieter Bruegel’in tablosu Kadıköy’de bulunan Oyun Atölyesi’nin duvarlarına resmedilmiştir. Çocuğunuzla beraber gidip inceleyebilir ve geçmişten günümüze kadar gelen oyunlar, oyun materyalleri üzerine sohbet edebilir, açık uçlu sorular sorarak oyunlar hakkında düşünmelerine olanak sağlayabilirsiniz.

Adres: Caferağa Mahallesi, Dr. Esat Işık Cad. 3/A, 34710 Moda/Kadıköy/İstanbul.

Kaynaklar:

  • Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi. (1959). Retrieved from http://www.kdkcocuk.gov.tr/anasayfa/contents/files/YasalDuzenlemeler/BM_cocuk_Haklari_Bildirisi.pdf
  • Onur, B. (1999). ÇOCUK VE TOPLUM . Ankara: Gazi Yayıncılık.

Aybüke Öksüz

Facebook Hesabınızla Yorum Yazın